30 Aralık 2008 Salı

Kudüste aşk nasıldır bilir misin sen?


Küdüste yaşamak nasıl birşey ,, evet orda olupta bu kadara kadere razı olabilmek bir ayrıcalık olsa gerek, içimizin yandığı bugünlerde birsey yapamamanın ezikliği içinde en azından gönlümüzle o kardeşlerimizin yanında olduğumuzu dualarımızın en başına onları aldığımızı ancak bu şekilde gösterebiliyoruz,Ölenlerin en yüksek mertebeli şehitlerden eyle YaRab zalim yahidilerin başlarına bela ve roket yağdıracak bir ordu ver diye dua ediyorum .Çünkü Alemlerın Rabbı olan Allah c.c. istese ol dese herşey oluverir..

Kudüste aşk nasıldır bilir misin sen?Bazen küçük bir çocuğun elinde sımsıkı tuttuğu taştır aşk!!Bazen bir annenin feryatları...Direniştir,karşı koymaktır,ölüme meydan okumaktır!...

Anlayamıyorsun değil mi?Anlayamıyorsun eli oyuncak yerine taş tutan Filistinli bir çocuğun aşkınıNeden diye soruyorsun hep kendineNeden hala direniyorlar?Neyine güveniyor bunlar?İşte çocuk taşını atıyor koca tankaVe cevap veriyor sana ''Aksa'ya feda olsun canım,direnicem'' diyor...O ateş gibi yanan küçük gözlerinde şimşekler çakıyor o an

Tankın içindeki siyonist korkuyor direniş kokulu çocuktan...Kudüste aşk nasıldır bilir misin sen?Daha onsekizinde bir gencin şehadete tutkusudur aşk!!!Bombalar yüklenip lanetli kavmin ortasına bırakmaktır kendini...Nasıl oluyor diyorsunGözlerini bile kırpmadan daha hayatlarının baharında neden ölümü seçtiler?Kafan karışıyorTopluyorsun,çıkarıyorsun,çarpıyorsun,bölüyorsun ama olmuyorSenin aklın bir türlü almıyor Kudüsteki aşkları...Öyle ya sende haklısınYıllardır Leyla ile Mecnun,Kerem ile Aslının aşklarını anlattılar sanaSen aşkı bunlarla sınırlı sandınOysa Kudüste aşk bambaşkadır...Bazen Mescid_i Aksa'ya bakıp saatlerce ağlamaktır...

Kubbetü_s Sahranın önünden geçince Ömeri anlamaktır...Selahattine seslenmektir bazense aşk!!!Tarihe bakmaktır,Miracı yaşamaktır...Hala anlamıyorsun değil mi Şeyh Yasin'in gözlerindeki aşkı?Rantisinin bakışlarındaki ışığı...Ama doğru ya sen tanımazsın ki onları...İntifadalar başlatamazsın yüreğinde...Artık tanımanın vakti gelmedi mi kardeşim?Aksa esirken ben nasıl özgür dolaşırım demenin vakti gelmedi mi?Kudüste aşkı anlamanın vakti gelmedi mi?

Şimdi bakışlarını Kudüse doğru çevir ve düşünBelki ilk ve son bakışındır KudüseAksa için ağla, haykır dünyayaAğıt tutsun yüreğinSende başkaldır, artık bu dava benim de davam deHadi biat et Rabbine!Sonra Kudüs çocukları gelsin aklına...Bir taşta benim için at küçüğüm diye seslen onaEminimki seni duyacaktır...Ve eminimki o taş yerini bulacaktır...Selam olsun Aksa'ya Selam olsun eli taş tutan çocuklaraSelam olsun Kudüs davasını kendi davası edinenlere

10 Aralık 2008 Çarşamba

Zayıflamak için pratik bilgiler...



Zayıflamak için pratik bilgiler

Sual: Zayıflamak için bazı pratik bilgiler yazmanız mümkün müdür

CEVAPPratik bilgi yazmanın pek faydası olmaz Bu işin esası şu: Nasıl iyi bir müslüman haramlardan kaçıyorsa, zayıflamak isteyen kimse de, kilo aldıran gıdalardan sakınmalı Beyin her zaman zayıflamaya hazır olmalıdır Önüne konulan nefis bir baklava için, “Hayır ben yemem” diyecek azme sahip olmalıdır Nefsinin çektiği gıdalarda taviz verirse, diyetinden fayda görmez Mideyi küçültmeden yapılacak bütün diyetlerin etkisi sınırlı kalır, iradesini kaybettiği an daha fazla yiyip içmesine, daha fazla kilo almasına sebep olur Her şeyden önce mideyi büyültecek veya mevcut büyük şekli dolduracak kadar çok yiyip içmemeliDiyette esas vücudun ihtiyaç duyduğu gıdaları, mineralleri, vitaminleri eksiksiz almalı; ama harcanan kalori alınan kaloriden fazla olmalıZayıflarken vücudun temel çatısını bozmamalı, her gün yeterli proteini mutlaka almalı Yiyecekler proteince zengin olmalı En faydalı protein yumurta akında bulunur Sonra balık, süt, et ve baklagillerde Protein kaybı ile olan zayıflama, gerçekte vücuttan su kaybedilmesidir Normal diyete geçince, kaybedilen su vücut tarafından tutulur ve eski kiloya geri dönülür Ayrıca vücudun adale yapısı da eriyerek vücutta çökme olurZayıflamak geçici bir uygulama değil, ömür boyu sürecek bir iştir İstenilen kiloya geldikten sonra, en az 6 ay bu kilo muhafaza edilmezse, diyetin gevşetilmesiyle, eski kiloya varılır ve hatta geçilirYapılması gereken bazı şeyleri bildirelim:

1- Zayıflamanın temel şartı, kabız olmamaktır Bunun için kabız yapan gıdalardan uzak durmalı

2- Sabahları aç karnına ve yemek arasında, yetecek kadar ılık veya sıcak su yahut çay içmeli Normalden fazla su içmemeli Kalb ve böbrek hastaları ve bazı kimselere fazla su zarar verir

3- Yeteri kadar su içerek kepekli ekmek yemeli, az su içilirse, kepek kabızlık yapar

4- İki günde üç öğün yemek en uygun olanıdır Eğer buna dayanamazsa, iştah kesici, kalorisi düşük gıdaları az miktarda almalı Mesela yoğurt, salatalık, leblebi gibi gıdalar yenmelidir İştahı azaltmak için yağsız küçük bir yoğurt, az süt gibi gıdalar tercih edilmeli Çok yemek vücutta çeşitli zararlara sebep olur Dinimizde de çok yemek haramdır

5- Acıkmadan sofraya oturmamalı, doymadan sofradan kalkmalı

6- Unlu, şekerli ve yağlı gıdalardan uzak durmalı

7- Baklagilleri, sebze ve bazı meyveleri bol yemeli, şekerli meyveleri az yemeli
8- Yiyecekleri çok yavaş yemeli ve çok çiğnemeli,

9- Meyveleri yemeklerden önce yemeli, aç karnına yemeli

10- Akşam yemekleri hafif olmalı, çünkü gece enerji sarfı az olur

11- Yatmadan önce bir şey yememeli, tok karnına yatmamalı

12- Hareketli olmalı, enerji veren işlerde çalışmalı, bu mümkün olmazsa, bol egzersiz yapmalı Hızlı yürümek de bir egzersizdir İlk 20 dakikasından sonra vücuttaki yağ dokusu harcanır Bunun için yapılan egzersiz 20 dakikadan fazla sürmelidir

13- Sağlık için sıvı yağları tercih etmeli, ama zayıflamak için bütün yağları az yemelidir Margarini hiç eve sokmamalıdır Çünkü Margarin, sıvı bitkisel yağların ve balık yağlarının, hidrojenlenerek katılaştırılmasından elde ediliyor Margarin, beden sıcaklığında erimiş hale gelmiyor Zerreler halinde dağılmış olmadığından mide ve bağırsaklarda, taş parçaları gibi katı kalıyor, yüzeylerinden aşınarak güç hazm oluyor Bu bakımdan margarinli gıdaları yemekten uzak durmalıdır

14- Yağlı kızartmalardan kaçmalı

15- Sirke, limon gibi ekşi şeyler, zayıflamaya yardımcı olurlar ise de, iştah açıcı olduğu için, fazla yemek yemeye sebep olabilir Sofradan kalkarken sirke içilebilir

16- Yemeklerden sonra, bir çorba kaşığı kekik suyu içmek de faydalıdır

17- Fındık, fıstık, ceviz gibi kuru yemişleri az yemeli

18- Bisküvi, pasta, gofret, çikolata gibi gıdalar; margarinli, şekerli ve unlu olduğu için, bunlar zayıflamaya çok zararlıdır

19- Yiyecekler karbonhidrat [şekerli gıdalar] yönünden fakir olmalı Ekmek, bulgur, pirinç, makarna, hamur işi gibi maddelerde çok miktarda şeker vardır

20- Kabız olmamaya dikkat etmeli, kabız olmamanın yolu da, yeterli miktarda lifli gıda almaktır Lif; tahıllarda, bazı meyve ve sebzelerde çok bulunur Mesela: Portakal, greyfurt, mandalina gibi meyveler, salatalık, havuç, marul, maydanoz, tere gibi sebzeler liflidir Yulaf ezmesi de liflidir % 100 saf olan yulaf ezmesini yoğurtla karıştırıp yemeli

21- Sıkıntıdan, stresten uzak durmalı İnsan sıkıntılı iken çok yer, içer Aile içindeki sevgisizlik, çocukların ana babalarını sevmemeleri, evdeki geçimsizlikler strese yol açar Stres de çok yemeye sebep olabilir

22- Ne çok uyumalı, ne de az Yeterli uykuyu almalı Yetersiz uykularda, metabolizma hızı düşer, enerji sarfiyatı azalır ve yağ artar

23- Tok karnına uyumamalı Özellikle göbek kısmında çok kilo yapar Bunun için akşam yemekleri biraz erken yenirse iyi olur

24- Mideyi küçültmeden fazla egzersiz yapmak, metabolizmayı hızlandırdığı için iştahın açılmasına, daha fazla yiyip içmeye sebep olabilir

25- Bütün zayıflama metotları diyetle beraber olursa istenen netice alınır Ancak herkesin bünyesi ve ihtiyacı değişiktir Birine iyi gelen bir şey, ötekine zarar verebilir Bu diyetleri doktor tavsiyesine uygun yapmalıdır

[Bu yazı, doktor ve diyet uzmanlarının kontrolünden geçmiştir]

7 Aralık 2008 Pazar

Kurban bayramınız mübarek olsun.



Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:(Cimrilerin en kötüsü kurban kesmiyendir.) [Se' âdet-i Ebediyye](Kurban bayramında yapılan amellerden Allahü teâlâ katında kurban kesmekten daha kıymetlisi yoktur. Daha kanı yere düşmeden Allahü teâlâ, onu muhâfaza eder. Onunla nefsinizi tezkiye edin, onu seve seve kesin!) [Tirmizî](Rahmet kapıları dört gece açılır. O gecelerde yapılan duâ, reddolmaz. Fıtr ve Kurban bayramının birinci gecesi, Berât ve Arefe gecesi.) [İsfehânî]

Bizlerde bu nadide ibadeti büyük bir huşu ve sağlam niyetle yapmalı Kurbanın şanına yaraşır bir şekilde onu eda etmeliyiz.Kaldıki bizler avrupa ülkelerindeki gibi ne kurbanımıza işkence ederk öldürüyoruz nede onu sadece yiyecek gözüyle bakıyoruz.

Bütün Müslüman kardeşlerimin bayramını kutlarım bayramlarını gercek bayram gibi sila-i rahimle ve eşdostla güzel muhabbetlerle gezerek en güzel şekilde değerlendirerek gecmesini diliyorum .

29 Kasım 2008 Cumartesi

Sahipsiz Kalan Diploma



Sahipsiz Kalan Diploma Dr. Saim ARI

Üniversitede derslerin bitmesine az bir zaman kalmıştı. Birkaç ay sonra diplomasını alacak, öğretmen olacaktı. Hayalleri ve hedefleri vardı. Arkadaşlarına karşılık beklemeden yardım eder, herkes onu daha çok bu özelliğiyle tanırdı. Ders kitaplarının ilk sayfalarına güzel sözler yazar, bunları hayatına uygulamaya çalışırdı. Bu güzel sözlerden biri, "Sizin en hayırlınız, insanlara en faydalı olanınızdır." hadîs-i şerifiydi.O gün Salim Bey, "Osmanlı Tarihi" dersinin vize sonuçlarını açıklıyordu. Elindeki son yazılı kâğıdı Tayfun Şahin'indi. Üzerinde 100 yazıyordu. İsmini okumadı; ama Salim Beyin yüz ifadelerinden sınıf arkadaşları bu kâğıdın ona ait olduğunu anlamışlardı. Sınıfı birden derin bir sessizlik kapladı. Herkesin üzüntüsü yüzünden okunuyordu.Tayfun, bir öğrenci yurdunda kalıyordu. Yurt idarecilerini çok seviyor, onlardan insanî değerler adına çok şeyler öğrendiğini söylüyordu. Yurt, onun için evi kadar sevdiği bir yuvaydı. Ona ek bir bina daha yapılmıştı. Kendisi gibi daha birçok talebe orada barınacaktı. Buna çok seviniyordu. Sadece temizlik işleri kalmıştı; o da tamamlanınca yeni öğrenciler gelecekti. Temizlik yapmak için öğrenciler arasından birkaç gönüllü aranınca, Tayfun ve iki arkadaşı, "İnsanlığa hizmet, Hakk'ın rızasını kazanmaktır." diyerek hemen kolları sıvayıp işe giriştiler. Gayretli bir çalışmayla iki gün içinde binanın temizliği bitti. İkinci gün akşam geç vakitte toz toprak içerisinde odasına döndüğünde, Tayfun sıcak bir duş alıp rahatlamak istedi. İşte ne olduysa o anda oldu. Bu bir dalgınlık mıydı, yoksa bir davetiye mi yollanmıştı kendisine? Şofbenden sızan gazın tesiriyle derin bir uykuya daldı. Kimsenin bundan haberi yoktu. Uzun bir süre sonra, yurt müdürü, banyonun ışığını açık görünce olayın farkına vardı. Derhal Tayfun'u hastahaneye kaldırdılar. Ama yapılacak bir şey kalmamıştı.Müdür, gece yarısına doğru yurda döndü. Bitkin bir halde idare odasına geçti. Üzüntüsünden ne yapacağını bilemiyordu ki telefon çaldı. Gecenin bu saatinde arayan da kimdi? Ahizeyi korkuyla kaldırdı. Telefondaki ses, yurdun ihtiyaçlarının temininde kendilerine yardımcı olan emekli öğretmendi. O, yurda on kilometre kadar uzakta bir evde oturuyordu. Gördüğü bir rüyanın tesiriyle uyanmış, bir daha uyuyamamıştı. Yurdu aramadan içi rahat etmeyecekti. Hemen gördüğü rüyayı müdüre anlattı: "Rüyamda, Kâinatın Efendisi (sas) ile yeni yapılan yurdu gezdik. Allah Resulü (sas) yurttan ayrılırken, sevdiği bir genci yanında götürdü." Tayfun'un vefat haberi kadar bu rüya da dostları arasında yayıldı. Bütün sınıf arkadaşları da duydu. İşte onun adı okunmadan sınıfı sessizlik ve hüzün kaplamasının sebebi buydu. Selim bilinen rüyayı anlatarak sınıftaki sessizliği bozdu. Diğer arkadaşları da o güzel insanla olan hatıralarını anlatıp biraz olsun rahatlamak istiyorlardı. Bunun farkında olan Salim Bey, o günü Tayfun'u anmaya ayırdı. İlk sözü Enver aldı. "Liseyi de onunla beraber okudum. Yedi yıldır beraberdik. O sanki başka bir dünya için yaşıyordu. Şimdi bana bıraktığı büyük bir hatıra var elimde: ders notlarını tuttuğu büyük bir defter... Her ders için ayrı bir bölüm ayrılmış. En sonda ise duygu ve düşüncelerini yazdığı bir bölüm var. İşte dikkatimi çeken bir yazı. 'Dikkat!' ile başlıyor. O bir mektup mu, yoksa vasiyetname mi, bilemiyorum. Şöyle devam ediyor yazı: 'Dizmeye başladığın boncukları bitirmeden ölebilirsin. Sıvamaya başladığın odanı tamamlamadan hayata gözlerini yumabilirsin. Çıktığın seferini tamamlamadan fâni ömrün bitebilir. Evet, her an ölebilirsin. Madem hakikat böyledir; gurur ve enaniyeti bırak, üzerindeki gafleti at ve ölüme daima hazırlıklı ol. Tâ ki, ölüm meleği geldiğinde seni hazır bulsun. İşte sen böylesine bir şuurla yaşa ki kabirde de, mahşerde de rahat edesin. Öyleyse, işlediğin günahları pişmanlık ve istiğfar gözyaşlarınla yıkamaya bak; onlara bir daha yaklaşmamaya karar ver! Olur ki, Yüce Mevlâ, hâline ve gözyaşlarına acır da merhamet eder."Sınıftaki herkes bir şeyler söyledi. Kimi onun vefasından, kimi çok kitap okumasından, kimi bilgiçlik için değil, yaşamak için okuduğundan, kimi Yaratıcı’sıyla alâkasından bahsetti. Ama konuşmaktan çok dinlediler. Enver'in okuduğu yazı ve emekli öğretmenin gördüğü rüya, zihinlerde bir araya gelince herkes bir daha sarsılmıştı. Bundan da öte, hepsinde bir merak vardı. Tayfun bu satırları yazarken, vefatının yakın olduğunu mu hissetmişti, yoksa sürekli ahiret endişesiyle mi yaşıyordu? Belki her ikisi de söz konusuydu!

19 Kasım 2008 Çarşamba

Dayan kalbim...




Seni dağladılar, değil mi kalbim,

Her yanın, içi su dolu kabarcık.

Bulunmaz bu halden anlar bir ilim;

Akıl yırtık çuval, sökük dağarcık.


Sensin gökten gelen oklara hedef;

Oyası ateşle işlenen gergef.

Çekme üç beş günlük dünyaya esef!

Dayan kalbim üç beş nefes kadarcık!


N.F. Kısakürek

10 Kasım 2008 Pazartesi

İnsanın en gizli düşmanı kim???





Prof. Dr. M. Es’ad Coşan,İnsanın en gizli düşmanı kimdir?



Ben ne isterim?

İnsanın en büyük, en tehlikeli, en gizli, en saklı, en fecî düşmanı kendisidir, nefsidir, (ego'sudur). Pek çok insan, onun azılı bir düşman olduğunun farkında değildir. Halbuki en büyük hatalar, yanılgılar, yenilgiler, ayıplar, kusurlar, suçlar ondan kaynaklanır.

Nefis tembeldir, yatmak uyumak ister; halbuki hayat ciddî bir mücadele, acımasız bir savaş, devamlı bir uğraştır; uyumamayı, gevşememeyi, gaflete düşmemeyi, sıkı çalışmayı, ter dökmeyi, cehd etmeyi, cihad yapmayı gerektirir. Nefis oburdur, pisboğazdır, açgözlüdür; doyunca, patlayınca, tıksırıncaya kadar yer, semirir, şişmanlar, şımarır, azar, kudurur; "rabbenâ hep bana!" der, haram helâl ayırmaz, insaf, adalet, müsâvât, muvâsât, îsâr, tercih, ikram, sabır, fedakârlık bilmez, başkalarını düşünmek istemez. Fakat toplum hayatı, tamamen aksinedir; ölçü ister, diğerbînlik ister, uyum ister, sabır ister; aşırı arzulara, hırs ve heveslere, bencilliğe dizgin ister, tahdit koyar, sınır çizer, karşı çıkar. Nefis çok şehvetlidir, yar ister, eş ister, flört ister, aşk ister; nikâhla yetinmez, zinâya kayar, mahremi varken harama bakar, eşi varken metres tutar, camdan bakıp kaş göz eder, yuva yıkar, düğün basar, kız kaçırır, namus meselesinden silâh çeker, kan döker, can verir, can alır, kâtil olur. Halbuki namahreme bakmamak, doğru yoldan sapmamak, namusunu iyi korumak, şehvete esir, nefse köle, şeytana maskara olmamak şart, farz, zaruri, zorunlu, mecburi. Çünkü toplum düzeni, aile nizamı, dinin kıvamı, ahlâkın devamı buna bağlı. Nefis, keyif ehlidir, zevkperesttir, havâîdir, haylazdır, yaramazdır. Saz ister, söz ister, çalgı ister tatlı ister, tuzlu ister, turşu ister, kadayıfı bulur kaymak ister, istirahatı bulur, şak şak ister, zengin olur makam ister, rıyaset ister, izzet ü itibar, kudret u iktidar ister. Başkan olur saray ister, kumaş bulur ipek ister, sıhhat bulur, rahat bulur tantana, saltanat, sanat, bale, orkestra, heykel, anıt ister, nam u şan ister; sade giyinmez, süs, zinet, pırlanta, zümrüt, yakut, mücevher ister, köşk bulur yalı ister, yalı bulur yağlı boya tablo, antika eşya ister... Hasılı, cihanı mahveden, halkları kahreden nefistir, diktatörleri savaşa sürükleyen nefistir, hırsıza hırsızlığı yaptıran nefistir, rüşvetçiye rüşveti aldıran nefistir, zalime mazlumu sömürttüren nefistir, kâfirin mümin olmasını engelleyen nefistir, cihanı fesada veren nefistir, ahireti mahvettiren nefistir, kişiyi Allah'ın kahrına uğratan nefistir, cehennemde çatır çatır, cayır cayır yandıran nefistir. O halde bu zalim nefsi mutlaka ıslâh etmek lâzımdır, onu müslüman yapmak şarttır, kurtuluş için başka yol yoktur, iki cihanda rahata, felaha ermek, iflah olmak, saadet bulmak nefsi terbiye ve tezkiye eylemekle mümkündür. Nefsini terbiye eden, insan-ı kâmil olur, halkça matlub, Hakk'a mahbub olur, iki cihanda aziz ve şerif, berhurdar ve bahtiyar olur. Ne mutlu nefsini ıslâh edip, Müslüman eyleyebilenlere!
Panzehir, Şubat 1998

6 Kasım 2008 Perşembe

İncitme ...



Çiçeklerle hoş geçin,balı incitme gönül.


Bir küçük meyve için,dalı incitme gönül..

Başın olsada yüksek,gözün enginde gerek,

Kibirle yürüyerek,yolu incitme gönül!...

Mevla verince azma,geri alınca kızma,


Tüten ocağı bozma,külü incitme gönül..

Dokunur gayretine,karışma hikmetine .

Sahibi hürmetine,kulu incitme gönül..

Sevmekten geri kalma,yapan ol,yıkan olma .

Sevene diken olma,gülü incitme gönül..


Konuşmak bize mahsus,olsada bir güzel söz,

Ya hayır de,ya da sus,dili incitme gönül ..

2 Kasım 2008 Pazar

Günahi ifşa etmeyin !...






Güncel olan olaylardan yola çıkarak bende bazı şeyler paylaşmak istedim...Aslında kimsenin günahına girmek yada sırrı ifsa olmuş birini yermek değil, sevgili Hocamız Esad Cosan bir yazısında ''gühan işleyen kişiye hasta olmuş diye düsünerek kınamak değilde dua etmeli insan,''derdi,ve islam alimleride günahınızı ıfşa etmeyin olaki Allah c.c sizi affederde sahit tutmayın,öyle değilmi ......




Muâz bin Cebel (r.a) şöyle diyor: “Resûlullah (s.a.v) bana şöyle tavsiye etti:
“Ey Muâz! Sana Allâh’ın takvâsını, doğru söylemeyi, sözüne sâhip olmayı, emâneti yerine getirmeyi, hıyâneti terk etmeyi, yumuşak konuşmayı, selâm vermeyi, güzel amel yapmayı, dünyâdan emeli kısaltmayı, imânın eteğine yapışmayı, Kur’ân’da anlayışlı olmayı, âhireti sevmeyi, hesaptan kaçınmayı, kanatları germeyi tavsiye ediyorum. Herhangi bir hâkime sövmekten, herhângi bir doğruyu yalanlamaktan, herhângi bir günâhkâra itâat etmekten herhângi bir âdil idâreciye isyân etmekten, herhângi bir arazîyi ifsâd etmekten seni sakındırıyorum. Sana her taşın, her ağacın, her toprağın yanında Allâh’ın takvâsını (korkusunu) vâsiyet ediyorum. Her günâh için bir tevbe ihdâs etmeni tavsiye ediyorum. Gizli günâhlara gizlice, açık günâhlara da açıkça tevbe etmeni tavsiye ediyorum.” (Beyhâkî)




Keşke Rasulullahın zamanında olabılsek ,keşke bir evliyanın dizinin dibinde olsak,keşke bizi hep uyaran biri olsa..... Yıllar evvel ben aynen bu şekilde düsünurdum,fakat anladım ki bu nefis öyleki rahmetli N.Fazıl'ın deiği gibi 35 de nefsim kudurmuş köpekdende betermiş,anladım ki hangi yaşta olursak olalim asla ben erdim yada kurtuldum diyemeyiz,anladim ki ölünceye kadar onunla uğraşmak zorundayız.




Zaten yardımcımız Kuranı Kerim başucu kitabimiz var ve hamdolsun ki iki cihan serveri Rasulullahımız var (a.s.v)..Her nereye el atsak O sevgiliyle ilgili pek çok kaynağa ulaşabiliriz,yeter ki ona ulaşabilecek sevgi aşk muhabbeti ve yürümek için vakit gidecek yürek olsun .


İslâm'a hizmet her müslümanın görevidir; sadece hocaların, müftülerin, vaizlerin, hafızların değil... Her mü'min, kendi meslek alanında ve kendi eğitim birikim, imkan ve müktesebatı miktarınca, elinden geldiği kadar İslâm'a ve müslümanlara faydalı işler yapmağa çalışmalıdır, bu ağır yükün bir kısmını üzerine almalıdır ki, İslâm payidar olsun, gelişsin, yayılsın, güçlensin. Bunun şerefi, sevabı, mükâfatı çok büyüktür. Rabbim cümlenize bu mazhariyeti nasib eylesin!


Aminn!......

21 Ekim 2008 Salı

Ahlakı gelişim ve çocuklarımız..



Aristo'nun deyimiyle''Ahlak benimsetilmemiş bir çocuğa zeka ve beceri kazandırmak ,topluma terörist hazırlamaktir.Ahaksız genc beceriksiz gencten bin kat daha kötüdür,Evlatlarımıza güzel bir gelecek hazırlarken onların ahlakı yönünü ihmal etmemeliyiz,ben sıkıntı çektim onlar çekmesinden kasıtla çocukları ahlakı yönde dürüstluk doğruluk ve etrafimizdaki tuzaklara karşı bilinçli yetiştirmeliyz.Şimdiye çocukları internette başıboş,tvde dizilerdeki olagan üstü olaylardaki ''Tanrı''figüru (Allah) demiyorum ,barbi bebekleri ve onların ahlaksız halleri artık çocukarın yeni gözdesi. Ben çocuklarım için en iyisini isterken başka çocukları es geçemiyorum ,çünkü içim acıyor,Sahilimiz çok güzel birgun sahilde gezerken üç tane çocugumu kayalıkların içinde gizlice birşeyler yaptıkların gördum , küçük olanın bize bakıp birseyler dediğini anlayınca seslenmeden duramadım , orda ne yapıyorsunuz deyince telaslanan çocuklarım baslarını kayaların içinden çıkartınca sigara içtiklerini anladım,müdahele ettiğim için arkadasım bırak diyordu şimdi kötü birşey söyleyecekler dediğinde ,eğer benim çocuğum yasak ve yanlış bir iş yapıyor ve uyarmıyorsa kimseye kul hakkımı helal etmem dedim ,nihayetinde o çocukları bulundukları yerden çıkarttım ,ve ordan bana kızgın bir şekilde ayrılmak zorunda kaldılar sözün özu şuki neme lazımcılıkla bizler sorumluluklarımızdan kutulamayız ,ve başkasının çocuklarına bizim çocuklarımızcasına sorumlu davranmalıyız. Artık birbirimize karşı daha duyarlı olmaya davet ediyorum herkesi ..

19 Ekim 2008 Pazar

Kabağın sahibi var elbet ..



Kabağın Sahibi Vardır Elbet!Vaktiyle bir derviş, nefisle mücadele makamının sonuna gelir.Meşrebin usulünce bundan sonra her türlü süsten, gösterişten arınacak, varlıktan vazgeçecektir.Fakat iş yamalı bir hırka giymekten ibaret değildir. Her türlü görünür süslerden arınması gereklidir.. .Saç, sakal, bıyık, kas, ne varsa hepsinden. Derviş, usule uygun hareket eder, soluğu berberde alır.- Vur usturayı berber efendi, der.Berber dervişin saçlarını kazımaya baslar. Derviş aynada kendini takip etmektedir. Başının sağ kısmı tamamen kazınmıştır. Berber tam diğer tarafa usturayı vuracakken, yağız mı yağız, bıçkın mı bıçkın bir kabadayı girer içeri.Doğruca dervişin yanına gider, başının kazınmış kısmına okkalı bir tokat atarak:- Kalk bakalım kabak, kalk da tıraşımızı olalım, diye kükrer.Dervişlik bu... Sövene dilsiz, vurana elsiz gerek. Kaideyi bozmaz derviş.Ses çıkarmaz, usulca kalkar yerinden. Berber mahcup, fakat korkmuştur.
Ses çıkaramaz.Kabadayı koltuğa oturur, berber tıraşa baslar.Fakat küstah kabadayı tıraş esnasında da sürekli aşağılar dervişi, alay eder:'Kabak aşağı, kabak yukarı.'
Nihayet tıraş biter, kabadayı dükkândan çıkar. Henüz birkaç metre gitmiştir ki,gemden boşanmış bir at arabası yokuştan aşağı hızla üzerine gelir.Kabadayı şaşkınlıkla yol ortasında kalakalır. Derken, iki atın ortasına denge için yerleştirilmiş uzun sivri demir karnına dalıverir.
Kabadayı oracığa yığılır, kalır.Ölmüştür. Görenler çığlığı basar.Berber ise şaşkın, bir manzaraya, bir dervişe bakar, gayri ihtiyarî sorar:- Biraz ağır olmadı mı derviş efendi?
Derviş mahzun, düşünceli cevap verir:- Vallahi gücenmedim ona. Hakkımı da helal etmiştim. Gel gör ki kabağında bir sahibi vardi elbet !. O gücenmiş olmalı!
Hikâye böyle...Ama hayat da böyle...Ensemize, kafamıza vurup vurup dalga geçen sahte kabadayıların, kabağın da bir sahibi olduğunu, bu sahibin de en affetmeyeceği şeyin kibir ve kul hakkı yemek olduğunu unutmaya başlayanlar, koltuklarına, makamlarına, rantlarına yapışanlar anlayacaklardır ...

15 Ekim 2008 Çarşamba

Ağla ey nefsim ..





Ağla bu gece ey nefsim, en çok da bütün bunlara rağmen kendini ‘haklı’ görmene ağla.Ağlamaya sebep mi aramıştın ey nefis! Al işte, bir çırpıda söylenecek uyarılar. Fakat bilmem ki, Yüce Rabbimiz’in (cc) ve Peygamber’in (sas) sözlerinin ‘tesir etmediği’ sana bu uyarılar etki eder mi?Hem öyle yalvaralım ki bu gece, Peygamber Efendimiz (sas), bizlere, burada rüyalarımızda, ötelerde de cennetinde kucağını açsın ve bizleri huzuruna mutlulukla çağırsın.Gel ey nefsim, bu geceyi Kur’an’la dopdolu geçirelim ve okuduğumuz ayetler, kabir aleminde nur olsun bizlere.Gel ey nefsim, Rabb’imizden, hakiki kurtuluşu, Hak yoluna infak edeceğimiz helal rızkı, dine hizmet edecek sıhhati, insanlığa ALLAH’ı ve Rasulü’nü sevdirecek aileyi isteyelim.Ya Rabbi! Bu mübarek günlerde Efendiler Efendisi’nin istediği bütün güzellikleri istiyoruz bizlere nasip eyle, kaçındığı bütün kötülüklerden de uzaklaşmak istiyoruz muhafaza eyle Ya Rabbi Amin..
AMİNNN...

Ağlanacak ne çok halimiz var öyle değilmi???AĞLA EY NEFSİM DÜŞÜN MUHASEBE ET İDRAK ET VE AĞLA...TA Kİ TÜM GÜNAHLARINDAN ARININCAYA KADAR TA Kİ Rabbinin karşına çıkabilecek güce kavuşuncaya kadar AĞLA NEFSİM....







13 Ekim 2008 Pazartesi

Benden küçük bir yazı



Aslında yazacak çok şey var ,fakat kelimeler söz gibi dökülemiyor yazıya ,

İnsan bazan kendiside sıkıntı içindeyken başkalarına teselli edebilmeli ,hasta olsanız da hastayı ziyaret edebilmeli,dostunuz gel dese gelemem işim var denemez .Bu türden olan şeyler çoğaltılabilir ,aslolan Allahın bizlere sunmuş olduğu bu güzel kalp için binlerce hamdetmektir,ne kadar engin ne kadar ucsuz bucaksız bir organ kalp ..

Kalpte ne varsa dışa o yansırmış, bazılarıda derki kalp neyle mesgulse yüzdede onunla ilgili parantezler açılırmış....Biz henüz daha bu lutfa mahzar olmuş kulllardan değiliz..

Bugun Hasan Basri hz. den kıssa okudum ,hep duyardım hatta annem anlatırdı küçükken ,anneye hürmeten dolayı evliya olan bu zatı ,hikayeyi pek çok kimse bilir ,bu zat annesine hizmet ederken annesi bu gece su istemış ''o'' suyu getirmeye gittiğinde annesinin uykuya daldığını görmuş ve başucunda bekleyerek elındekı suyu ısıtımış annesı uyanınca ılık suyu ona vermış ve annesının duasıyla evliyalık makamına ulaşmış..Bu öyle kolay bir makam değil Allah c.c bizleride onun lutfuna mazhzar eylesin . amin ..

7 Ekim 2008 Salı

Bütün şehitlerimize ..



Çoğaldı ölüme sevda çekenler Bahçesine ilahi aşk ekenler Zevkle şehadet şerbeti yürek yiğitleri dönmezler ki geri...Bu dava hak davadır Bunu bilelim Sumeyye'lerin Musab'ların izlerinden gidelim Dualarımızın başına hep onu koyalm Aşktır, sevdadır, bir tutkudur ŞEHADET . Şeytandan nefsini satın almaktır Düşün bir cennette ebedi kalmaktır Zalimin elinden bilki gül koklamaktır Ölürken tebessümle gülmektir ŞEHADET . Gece gündüz hep aşkıyla yanmaktır Ölürken cenneti garantiye almaktır Bedenini kanla, taprakla yıkamaktır Dünyayı gözlerden silmektir ŞEHADET . Ayakların titrememeli şehadete giderken Senalar yagıyor sana peygamberinden Karsılıgı cennetin en guzel yerinden Canını Allah'a satmaktır ŞEHADET. Kıyam eder karşısında dağlar, taşlar Şerefle gider ölüme egilmez başlar Şehidin arkasından dokülmez yaşlar Ağlamasin analar ayrılık degil vuslattır ŞEHADET

28 Eylül 2008 Pazar

Kadir gecemiz için


Bir dost ararsan bir ömür biter,


Teselli ararsan gözyaşı yeter,


Sevme belki ihanet eder,


Seveceksen ALLAH ve RASULALLAH yeter...


Kadir gecemiz mübarek olsun.Dualar kabul,ameller devamlı olsun insallah


9 Eylül 2008 Salı

Gül''ün tarifi



Gülü tarife ne hacet; gül Sevda-yı Muhammedî'dir. Gülün sevdası kalbimizin hâfi tepelerinde, ahfâ zirvelerinde sancak açmıştır.

Ve bizler, gönlü gülşen olan insanlara meftun oluruz, Kainatın Solmayan Gülü'nün aşkıyla... Gün gelir, gözyaşıyla gül sularız. Bir gül için bin dikene su veririz. Ve biliriz ki, güllerin içinde diken yoktur, dikenler içinde gül vardır.

O, aşkımızın mihrabındaki gül... O, alemlere rahmet olarak gönderilen bir rasûl... O, çöl sıcağındaki bir kevser şelâlesi...O, teşrifiyle kainatı aydınlatan ve ışık bahşeden sonsuz bir nur şulesi...

Gündüzleri dünyayı ışıtan güneş ve geceleri gökyüzünde çiçek çiçek açan yıldızlar, O'nun sönmeyen ışığının en mütevazi kandilleri... Sera da, süreyya da O'nun nuruyla aydınlanır... O'nun sîreti bir amaç, O'nun sünneti bir hidayet,

O'nun sureti gönüllere ülfet ve nimet veren bir âb-ı hayat... Ruhumuz O'na aşık... O, gül mushaflı sevdamızın sembolü... O, onsekiz bin alemin emsali olmayan gülü...

Günün Anlamı



Günün Ayeti
“Ey iman edenler! Sizden öncekilere farz kılındığı gibi, sizin üzerinize de oruç farz kılındı, ta ki korunasınız.” (Bakara, 183)

Günün Hadisi
“Ramazan ayı gelince cennetin kapıları açılır, cehennemin kapıları kapatılır ve şeytanlara köstek vurulur” buyuruyor.

Günün Sözü
“Hiç kimse, başarı merdivenini elleri cebinde tırmanmamıştır.”

5 Eylül 2008 Cuma

On bir Ayın Sultânı


.a“Ramazana Buharî ve Müslim’in Ebû Hüreyre’den (r.a) rivâyet ettikleri bir hadîs-i şerîf ile başlayalım sohbetimize:an ayı gelince cennetin kapıları açılır, cehennemin kapıları kapatılır ve şeytanlara köstek vurulur” buyruluyor. (Tergîb ve Terhîb, c.2, s.443 )
İbn-i Abbas (r.a)’dan gelen bir başka hadîs-i şerif ise şöyledir. Şimdi Ramazanın birinci gecesi geçti ama bütün Ramazan gecelerine ve gündüzlerine şâmil olduğu için buraya almakta fayda vardır ve birinci hadisimizin şerhi mâhiyetindedir, şöyle buyruluyor:
“Şüphesiz ki, cennet bir yıl boyunca Ramazan ayının girmesi için süslenir. Ramazanın ilk gecesi olunca Müsîre denilen bir rüzgâr eser arşın altından… Cennet ağaçlarının yaprakları ve kapılarının halkaları şiddetle sallanır. Bundan dolayı tatlı bir ses işitilir ki, dinleyiciler bundan daha güzel bir ses işitmemişlerdir. Böylece cennet hûrileri meydana çıkar, cennetin en yüksek yerinde dururlar ve şöyle seslenirler. “Ey cennet bekçisi bu gece nedir?”
Cennet bekçisinin adı Rıdvan, cehennemim bekçisinin adı Mâliktir. Rıdvan saygıyla cevap verir: “Bu gece Ramazan ayının ilk gecesidir. Muhammed’in (s.a.v) ümmetinden oruç tutanlar için cennetin kapıları açıldı” der.
Sonra Peygamber Efendimiz devâmla buyurdu ki: “Allah Azze ve Celle şöyle buyurur: ‘Ey Rıdvan, cennetin kapılarını aç! Ey Mâlik, cehennemin kapılarını Muhammed ümmetinden oruç tutanlara kapat! Ey Cebrâil! Yeryüzüne in, şeytanların ağızlarına kelepçe vur, zincirlerle bağla, sonra onları denize at ki, sevgili Habîb-i Edîbim Muhammed-i Mustafa’nın ümmetinin oruçlarını ifsâd etmesinler.’
Efendimiz bilâhare şöyle devâm buyurdu: “Allah (c.c) Ramazan ayının her gecesinde bir münâdîye üç defa şöyle nidâ etmesini, seslenmesini emreder: “Bir şey isteyen yok mu? İstediğini vereyim. Hiç tevbe eden yok mu? Tevbesini kabul edeyim. Mağfiret dileyen yok mu? Bağışlayayım… Kim fakire değil zengine, zâlime değil vefâkâra borç verecek?” Bu hâl güneş doğuncaya kadar devâm edip gider.” (Tergîb ve Terhîb, c.2, s. 439)

3 Eylül 2008 Çarşamba

Besmele..




Aleyhisselam
Manası: Allahın selamı, onun üzerine olsun.
Aleyhissalatu vesselamManası: Allahın salatu selamı onun üzerine olsun.
Sallallahu aleyhi ve sellem Manası: Allahu Teala, Ona salatu selam etsin.
Allahumme salli ala Muhammedin ve ala ali MuhammedManası: Allahım! (peygamberimiz) Hz.Muhammed'e ve aline (evladu iyaline) rahmet eyle.
Allahumme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ve sellimManası: Ey Allahım ! Efendimiz, büyüğümüz Muhammed'e, evladu iyaline, ashabına salatu selam eyle.(Rahmet et, selametlik ver.)